02 Ocak 2013
Kitaplar ve Yasaklar
İngiltere kraliçesinin, Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rushdie’ye şövalye nişanı vermesinin ardından İran ve Pakistan’da düzenlenen protesto gösterileri ve bu iki İslam ülkesinin Dışişleri Bakanlığı sözcülerinin resmi demeçlerle tepkilerini dile getirmeleri, yasaklı yazarlar ve yakılan ya da yasaklanan kitaplarla yüklü belleğimizi tazeleme ihtiyacı doğurdu. Hatırlanacağı gibi, Rushdie’nin Şeytan Ayetleri kitabı İngiltere’de yaşayan Müslümanlar tarafından Bolton ve Bradford kentlerinde düzenlenen gösterilerle yakılmış, 1989 yılında Ayetullah Humeyni tarafından Rushdie hakkında verilen ölüm fetvasıyla da yazar uzun yıllar Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde saklanmak zorunda bırakılmıştı.
Bilinen en eski kitap yakma olayı, Çin Hükümdarı Qin Shi Huang’ın, yaşadığı döneme, yani İÖ 3. yüzyıla kadarki Çin kültürel mirasını oluşturan tarih ve felsefe kitaplarını, tesis edilmekte olan Çin bütünleşmesini tehdit edebileceği yönündeki tavsiyeler üzerine ateşe vermiş olmasıdır. Yakılan kitaplara ilişkin en bilinen örnekse, bir milyona yakın el yazmasının küle döndüğü İskenderiye Kütüphanesinin, kimilerine göre Bizanslılarla bölgedeki eski din taraftarları arasındaki çatışmalar yüzünden, kimilerince de ikinci İslam halifesi Hz. Ömer tarafından “Yazılanlar Kur’an’da varsa yazılı kalmalarına gerek yoktur; Kur’an’da yoksa da hiç olmamaları yeğdir.” gerekçesiyle yakılmasıdır.
İslam’la ilişkilendirilen diğer bir kitap yakma olayı ise, üçüncü İslam halifesi Hz. Osman’ın, Arap yarımadasındaki farklı nitelikteki Kur’an metinlerini toplatıp yok ettirerek kendi kabul ettiği nüshayı el yazmaları şeklinde çoğaltmaya başlatmasıdır. Bu yakma eylemi sonrasında, Hz. Osman, destekleyicileri tarafından Nâşirü’l Kur’an (Kur’an’ı yayan) olarak anılmaya başlanmış, çoğaltılan metnin gerçek Kur’an-ı Kerim olmadığını düşünenlerce ise, Harik-ül Kur’an (Kur’an’ı yakan) olarak sıfatlandırılmıştır.
Kitap yakma olaylarıyla ilgili olarak Hıristiyan Avrupanın siciliyse çok daha kabarıktır. Mason faaliyetlerinin tetikleyicilerinden Tapınak Şövalyelerinin örgütleyeni olarak da bilinen Papa II. Innocent’ın, 11. yüzyıl Fransız filozofu Peter Abélard’ın elyazmalarını, “sapkın” görüşler içermesi nedeniyle yakması, Hıristiyan otoritesinin kitap yakma eylemleri içinde ilk akla gelenlerden biridir. 13. yüzyılda, Papa IX. Gregory’nin talimatı doğrultusunda, Yahudi tarihi ve etik anlayışının derlemesini sunan Talmud’ların Avrupa’nın farklı bölgelerinden toplatılıp yakılması, kilisenin Yahudi kültürünü ortadan kaldırma yönündeki çabalarının simgesi niteliğindedir. Orta Çağ Avrupasındaki bir diğer trajik olay da, 16. yüzyılın önemli düşünür ve bilim adamlarından Miguel Serveto’nun Fransız engizisyonunca mahkûm edilmesi ve John Calvin’in emri doğrultusunda üç ciltlik el yazmalarıyla birlikte ateşe verilmesidir.
17. yüzyıla kadar kilisenin, egemenliğini güçlendirmeye yönelik olarak kitapları yok etme eylemlerinin temel güdüleyicisi, başta İslam ve Yahudilik olmak üzere farklı dinlerdeki ya da karşı mezheplerdeki kültürü, baskı yoluyla ortadan kaldırmak misyonudur. Kilise için diğer tehdit unsurlarıysa, var olan muhafazakâr ve itaatkâr yapıyı dönüştürmesi olasılığını barındırması nedeniyle, müspet bilimler kapsamındaki çalışmalar ve Boccaccio’nun Decameron’u örneğindeki gibi, cinsellik içeren yazınsal metinlerdir.
20. yüzyıla gelindiğinde de, kapsamlılıkları ve yarattıkları yıkımın boyutlarıyla iki olay öne çıkmaktadır. Nazi Almanyası, özellikle ‘30ların ilk yarısında Anti-Nazist metinlerin ve Thomas Mann, Erich Remarque, Heinrich Heine gibi Yahudi yazar ve şairlerin kitaplarının toplu hâlde yakılması olaylarına sıkça sahne olmuş, Hitler’in mağlubiyetine kadar, birçok yazar ve bilim adamı ülke dışına kaçmak durumunda kalmışlardır. 17 Mayıs 1992’de ise, Sırpların Saraybosna kuşatmasında topçu saldırısına uğrayan Doğu Enstitüsü Kütüphanesinde 10 bine yakın kitap küle dönmüştür.
Aslına bakılırsa, kitapların yayımlanmasına, çoğaltılmasına ve dağıtılmasına ilişkin olanakların çeşitlenmesinden ötürü, 20. yüzyılın otorite unsurlarının kitapları yok etmeye yönelik tercihleri, yakmaktan ziyade yasaklamak yönünde olmuştur. Soğuk savaş döneminde, aralarında John Steinbeck, Ernest Hemingway, Aldoux Huxley gibi isimlerin de bulunduğu birçok yazarın kitaplarının ABD’de çoğaltılması ve kütüphanelerde bulundurulması yasaklanmıştır. Özellikle de kutuplaşmanın güçlendiği ‘50li yıllarda, Senatör McCharty’nin talimatı doğrultusunda yüzlerce yazar, binlerce kitap “sakıncalı” ve “kafa karıştırıcı” bulunmuştur. Benzer şekilde Sovyet Rusya’da da, Tolstoy ve Dostoyevski gibi dünya edebiyatının en önde gelen iki yazarının kimi kitapları yasaklanmış, kimi kitaplarındansa bazı pasajlar çıkartılmıştır. Boris Pasternak da ünlü romanı Dr. Jivago’yu ülkesinde yayımlama şansı bulamamış, 1958 yılında layık görüldüğü Nobel Ödülünü de SSCB vatandaşlığından atılacağı korkusuyla reddetmek zorunda kalmıştır.
20. yüzyıldaki kitap yasaklamaların birçoğu, Orta Çağ Avrupasına koşut şekilde, var olan toplum ve aile yapısının zedelenmesi tehlikesine dayandırılmıştır. Nabakov’un Lolita ve D.H. Lawrence’ın Lady Chatterley’in Sevgilisi kitapları, bu gerekçeyle basımı ve dağıtımı engellenen kitaplardan ilk akla gelenlerdir. Özellikle ABD’nin kimi eyaletlerinde ve İrlanda’da kimi okullarda, geleneksel yapıyı korumaya yönelik olarak hâlâ yasaklamalar söz konusu olabilmekte, Shakespeare’in Venedik Taciri’nden popüler çocuk kitabı serisi Harry Potter’a kadar birçok kitap, kütüphanelerden ve kitabevlerinden aforoz edilmektedir.
Salman Rushdie’ye dönersek… İran ve Pakistan’dan gelen tepkilerinin arka planında, yazarın özellikle Şeytan Ayetleri kitabında aktardıklarını, İslâm’a ve dolayısıyla da kendilerine doğrultulmuş “dolu bir silah” olarak algılamaları ve İngiltere’nin de, bu tavrıyla, söz konusu silahın namlusunu parlattığını düşünüyor olmaları olduğu açıktır. İfade özgürlüğü kültürleri görece olarak daha gelişmiş olsa bile hiçbir Batı ülkesinde de, kendilerine yönelik bir tehdit arz ettiğini düşündükleri bir sanatçıyı ya da bilim adamını da onurlu bir şekilde raflarda bırakmadıkları, bırakmayacakları aynı oranda ve aynı gerekçelerle açıktır. Düşünce, otoritenin olduğu her yerde ve dolayısıyla da her yerde, bastırılmaya mahkûmdur ve abartmak pahasına da olsa Heine’nin deyişiyle “yakılan kitaplar değil insanlıktır.”
Haziran 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Önce teşekkürler.
YanıtlaSilBen bu yazıyı yazalı beş yıldan fazla oldu ve o zamanlar elimin altında olan kaynakların birçoğuna şu an ulaşamıyorum, aslında konudan da büyük ölçüde uzaklaştım. (Kaldı ki şimdi yazsam, bambaşka bir içerik ve üslupta olurdu zaten.)
Yine de akla gelen ilk kaynak Turan Dursun'un Din Bu dizisinin ilk cildi. Bu kitapta sunulan argümanlara destek vermek ya da karşı çıkmak açısından da bir dönem çokça şey yazıldı, yazılmaya da devam ediyor muhtemelen, onlardan karşılaştırmalı bir okuma yapılabilir. Görece tarihsel nitelikte referanslar açısından da, başta İmam Celalettin Suyuti ve Buhari Es Sahih'den yapılan derlemelere başvurulabilir, ki internette de bu türden derlemeler olsa gerek. (Ben şu an ofiste olduğum için araştıramıyorum maalesef.) Ayrıca Şeytan Ayetleri'nin yayımlanmasından bu yana İngilizce ve Almancada da Kur'an'ın orijinalliği tartışmaları sürüyor.
Konuya ilişkin daha spesifik, direkt bir sorun varsa da bilgim dâhilinde, elimden geldiğince cevap vermeye çalışırım.
Açıkçası anlayamadım ve yardımcı olabileceğimi de pek sanmıyorum.
YanıtlaSil