04 Şubat 2013

Platonik Aşk Ne Kadar "Platon"ik?


"Platonik aşk yaygınlıkla cinsel arzulardan ya da karşılıklılıktan arınmış, yani karşılık beklemeyen ya da karşılıksız aşk olarak kabul edilmesine karşın, bu pek de yerinde bir adlandırma sayılmaz. Bu anlam, eski bir ifadeyle, 'birini seversin, birlikte olamazsın, aşk olur' ifadesiyle aynıdır. Sevilenin sevenden habersiz olduğu ya da sevene severek karşılık vermediği, sevenin sevilene yönelmeyi istemediği, reddettiği ya da yönelemediği, dolayısıyla şu ya da bu biçimde edimselleşememiş aşk ilişkileri ve aşk halleri Platonik aşk olarak nitelenmektedir. İkinci bir anlam bütünü ise tinsel aşkla ilgilidir. Kişi önce güzellik sahibi olarak bir başka kişiye âşık olur; sonra o kişinin güzelliğinin kendinden değil, kendi dışında daha büyük bir güzellikten pay almasından ibaret olduğunu fark eder ve aynı büyük güzellikten herkesin pay aldığını da aynı anda fark eder ya da bunun bilincine varır ve nihayet, pay alanın aşkı peşinden koşmaktansa, onun pay aldığının aşkı peşinde koşar ki bu 'gerçek' aşktır ve bunun dinselleştirilmiş hâli Tanrı aşkıdır. Platon Symposion'da (Şölen) şöyle der: 'Bu dünyanın güzelliklerinden başlayacaksın, (...) basamak basamak yüce güzelliğe yükseleceksin, bir güzel bedenden ikisine, ikisinden bütün güzel bedenlere, güzel bedenlerden güzel işlere, güzel işlerden güzel bilgilere, güzel bilgilerden de bir tek bilgiye varacaksın.' Bunun bir adım ötesi ise Tanrı'nın bizatihi aşka kesmesi, her nesnel hâlin bir aşk hâline dönüşmesidir ki bu durumda kişi, dünyaya karşı bütün sınırlılıklarından, düzenlemelerden kurtulur; 'Del'(i) olur dağlara düşer.' Ünlü Leyla ile Mecnun söylencesi bunun örneklerinden biridir. Bütün bu anlamlandırma biçimleri kuşkusuz Platon'un idealar-nesneler evreni arasına yerleştirdiği düşünülen mesafeyle ilişkilendirilebilir ve bu ölçüde de kısmen yerindedir. Ancak ideal devlette izlendiği kadarıyla Platon, en başta cinsel ilişkiler olmak üzere aşkın edimsel hâllerini kesinlikle reddetmemiş, bastırmamış, yok saymamış; aksine cinslerarası ilişkileri edimselliğe kışkırtarak, edimselliği olabildiğince özgürleştirerek marazileşmelerinin ya da 'aşka' dönüşmelerinin önüne geçmeye çalışmıştır."

(Ayhan Yalçınkaya, Batı'da Siyasal Düşünceler, s. 106.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder