Giorgio Agamben Auschwitz’den Arta Kalanlar adlı eserinde tanığın iki farklı anlamından (i. Bir olayın dışında kalıp o olayı gören ya da duyan; ii. Bir olayın doğrudan içinde olup da o olaya ilişkin deneyimlerini aktaran) yola çıkıyor ve ikinci kategorideki tanıklığı incelemeye girişiyor. Buradaki temel mesele ise, dâhil olunan bir uç, bir aşırı deneyimin ne ölçüde anlatılabilir olmasının yanında, bu deneyimin doğrudan bir parçası olan kişinin bu deneyime karşı nesnel bir tavır takınıp takınamamasına dair. Tanık - gerçeklik - dile getirme ilişkisindeki bulanıklık üzerindense Agamben, tanık kavramının içindeki bir boşluğu ya da kör noktayı işaret ediyor. Bu boşluk, tanığın deneyimlediği olayı birebir aktarmasını engelleyecek bir boşluk. Ya da bizatihi gerçekliğin olası bir tarafsızlığı yok ettiği bir boşluk. Ya da yaşanana sadık kalma pahasına, yaşanılanı aktarılmaza dönüştüren bir boşluk. Ya da aktarma pahasına yaşanılanı reddetmek durumunda kalan... Bu boşluk, Agamben’e kalırsa, gerçekliğin içindeki her koşulda hukuki olanın dışında kalacak olana, hukuki meselenin ötesine geçecek olana dair bir boşluktur. (2001: 17) Bu anlamda da hukuki tanıklık ile hakiki tanıklık arasında aşılmaz bir mesafe olmak zorunda. Dolayısıyla Agamben’in analizi çerçevesinde, Auschwitz vahşetine tanıklıklarını söze dökenler, olsa olsa sözde tanıklardır. Asıl tanıklar ya da tam tanıklar, artık ya hayatta değillerdir ya da artık sözlerini kaybetmiş durumdadırlar. (Sözde) tanığın değeri de tam burada yok olmaya başlıyor ve Agamben, gerçekliğin zahiri hâle geldiği başka bir girişimin zorunluluğuna dikkat çekiyor. (2001: 34)
Agamben’in nazarında kampın gerçekliği, kampa dair tanıklık edilemez olanda, Müselmann’da gizli. (2001: 41) Modern dünyayı anlamanın kampı anlamakla mümkün olacağı gibi, kampı anlamanın yolu da Müselmann’ı anlamaktan geçiyor. (Ayhan Yalçınkaya’nın ifadesiyle Müselmann, “kamp içre kamp”.) “Kendi umutları tükenen, arkadaşlarının da umudu kestiği, kamp dilinde adına Müselmann dediğimiz tutsağın bilincinde artık iyi ve kötü, onurlu ve alçak, mantıklı ve mantıksız ayrımına yer yoktu. O artık son çırpınışlarını sürdüren bir fiziksel şeyler yığını, güç bela yürüyen bir canlı cesetti.” (Agamben, 2001: 41) “İnatla insan olarak karşımıza çıkan insan-olmayan; insani-olmayandan ayrı dile getirilemeyecek insan” (Agamben, 2001: 82) olan Müselmann, insan olan ile insan olmayan arasındaki eşiğin görünür yüzü aynı zamanda. Kampı anlamayı mümkün kılacak olan da bu eşiği belirginleştirmek olduğuna göre, kalan tek gerçek tanık Müselmann. İnsan olan ile olmayanın bir aradalığını taşıyan ve yok olduğu koşulda dahi insanın bütün varlığıyla yok edilişinin mümkün olamayacağını gösteren böyle bir tanıklık söz konusu olduğu sürece (Agamben, 2001: 134), diğer her türlü tanıklığın hukuki olmakla birlikte hakikilikten uzak olduğu da kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu anlamda tanıklığa dair bir boşluk ya da kör nokta ya da belirsizlik alanı, daha da derinleşiyor.
![]() |
| Giorgio Agamben |
Badiou’nün yukarıda alıntılanan pasajdaki söylediklerini yeniden hatırlatacak olursak vahşet ile soğukkanlılık arasındaki diyalektik içinde 20. yüzyılın acımasızlığına maruz kalan bedenler adlandıramadığı sürece, elimizde adlandırılmadan kalan bir olay her zaman olacak. Adorno’nun dediği şekilde, yaşandıktan sonra artık şiir dahi yazmanın meşruiyetini yitirdiği bu olayın bizleri de mağduru kıldığı alt parametreleri varsa (ki bu parametreler modernizmin bizatihi kendisine ait), bu alt parametreleri görünür kılmaya çalışmak, daha geçerli bir çaba olacak. Yasal - rasyonel meşruiyet alanı içinde kalındığı sürece hizmet edilen her şeyden önce bu alanın kendisi: Zira bu alanın, evvela kendisini koruma çabası üzerinden işlediğini de biliyoruz. Elimizden gelecek olan, hakikati bu alana taşıma çabasından vazgeçmekten ve kendi küçük boşluklarımızın aslında Auschwitz’le görünür kılınan büyük boşluğun yansımaları olduğunu fark etmekten öte bir şey değil.
Wittgenstein’ın çağrısına kulak vermeli ve “üzerinde konuşulamayacak olan hakkında susmalı” ve belki bu kadarcık da olsa bir şeyler karalamamalı.
Kaynaklar
Agamben, Giorgio (2004). Auschwitz'den Artakalanlar. Çev., Ali İhsan Başgül. Ankara: Bağımsız Kitaplar.
Badiou, Alain (2011). Yüzyıl. Çev., Işık Ergüden. İstanbul: Sel.
Yalçınkaya, Ayhan (2005). Pas: Foucault'dan Agamben'e Sıvılaşmış İktidar ve Gelenek. Ankara: Phoenix.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder