cihangir kedileri
kadarız bagetim penam kirli tırnaklarım
siz uyumayın'a ayarlı bütün silahlarım
yırtık sokak çocukları
işte bizim ritmimiz
müziğimiz kadarız hızla geçeriz önünüzden
aç sınıfın laneti, haydut aşkları, altmışdokuz
ah bir isim bulsaydık şu gruba
okul kırdık barikat kurduk sokaklara
babaların saçı hızla ağardı deliliğimizden
dayak yedik taşlandık bir gece topluca yaktık kimliklerimizi
kimse kalmadı şu dünyada adımızı bilen
hayır sevilmedik sevilmeyiz sevilmedikçe güzeliz
biz çalarken kim yalan söyleyebilir sevdiğine?
sormagir, pürtelaş, arka sokak
ah bir isim bulsaydık şu gruba
gün batarken döküntü bodrumumuzda
komşuların gözü kulağı üstümüzde
birbirimize girerken dudaklarımızı ısırırdık
sevişirken sessizdik gürültüyü müziğimize sakladık
komşular hiç sevişmezdi zaten
sevişen atılırdı sanki o apartmandan
kötülük çiçekleri, siyah, sahtiyan
ah bir isim bulsaydık şu gruba
tiksindik arzuya inandık suçu çoktan öldürdük
bakkal çırağı çaldıklarıyla besledi bizi
aç kediler kapımıza doğurdu evden kaçan çocuklar yatıya
geldi
tuhaf bir aşkı vardı bize yoksulluğun
hayır büyümedik büyümeyiz büyümedikçe güzeliz
müziğimiz kadarız genç ve telaşlı
çıplak hayvan, kadife yeraltı, hırsızın günlüğü
ah bir isim bulsaydık şu gruba.
saçakaltı
yakalarımızı kaldırdık
üstümüzde bir gravür asılıydı
bakmadık
bunu ortak suçumuz gibi yaşadık
yollar... yoldan geçenler...
evler... evlerde geçenler...
hepsini sırtlandık
yakalarımızı kaldırdık
bütün çatıları ilk biz gördük
depremler, yıldırımlar, seller bizden sorulurdu
yakalarımızı kaldırırdık
gizlice seviştik
sevişirken duyarlar kaygısıyla hep sessiz ve hızlıydık
bu yüzden birbirimizi yumuşak başlı belledik
oysa sonraları...
fırtınalarda, acımasızca geçirdik dişlerimizi birbirimize
köprüaltlarında sevişirken "beni öldür" diye çığlıklar attık
yine de ilk sevişmelerimiz ürkekçeydi
ilk yanılsamalarımızın izini sürdük durduk.
yakalarımızı kaldırdık
ben sana sığındım
sen ötekine
hepimiz birer ıssız sığınaktık
hepimiz sevgiliydik o saçakaltında
ne zaman biri öldürülse bizi bulurlardı
ne zaman biri sevilse birbirimize bakardık
yakalarımızı kaldırırdık usulca
hepimizin takma adı... adresi vardı
birbirimizi iyice tanımak istemezdik
biri hakkında herşeyi iyice bellediğimizde
sanki onu usulca dünyaya iterdik
büyülüydük...
elimiz kolumuz bağlıydı
bir insanın... bir kedinin... bir hayatın... bir sokağın
sonu gibiydik.
her sonu sırtlandık o saçakaltında
yangınlardan... baskılardan... kırımlardan geçtik
azaldık... inceldik
bir avuç mermi çekirdeği gibi alımlı ve çıplaktık
gidenleri... dünyaya kaptırdıklarımızı
şehitleri
unutuverdik
bazı geceler saçakaltında hayatımızın kapıları şiddetle zorlanırken
yakalarımızı kaldırmış titrerken
birimizin ağzından apansız bir iniltiyle çıkardı onlardan birinin adı
kof bir mermi kovanı gibi yere düşerdi
o sesle ürpererek hatırlardık
sarayları dağıtır... babaları yakar... yollara barikatlar kurardık
bazen boz bir sesle okşardık hayatı
incittiğimiz yaraladığımızz yerlerini şehvetimizle sarmaya çalışırdık
kanayan dizini tükürüğüyle ondurmaya çalışan çocuklar gibiydik
bereliydik
hiçbir acımızı unutmadık
acılarımıza tuhaf bir sadakatle bağlıydık.
o saçakaltında buluşan beceriksiz haydutlar,
nasıl benzerdik birbirimize...
ben sana bakıp dilimi düzeltirdim
sen bana bakıp yüreğini toparlardın
dönemem artık
vedalaşmadan ayrıldım oradan
artık yabancı bana o ülke
ağır dil insan gözleri
günü gün geceyi gece yapan ufak şeyler
hepsi dışarıda kaldı
boynun koltuk altların kasıkların
kaybolduğum masal ormanı
dilin değdi havaya karıştım
ellerin girdi hayatla arama
tutkulu bir peri gibi karıştırdım saçlarını
dünya uzak bir uğultu
dönemem artık insan değilim
boynun koltuk altların kasıkların
kaybolduğum masal ormanı
dilin değdi havaya karıştım
ellerin girdi hayatla arama
tutkulu bir peri gibi karıştırdım saçlarını
dünya uzak bir uğultu
dönemem artık insan değilim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder